17 Haziran 2017 Cumartesi

bahçenin yası

Günlerdir, içimde sessizce kanayan bir yarayı tutuyorum. Uykusuzum. Uyursam etrafa bulaşacak diye korkuyorum kanı, bilecek bilmeyende... Uyumuyorum, uyursam uykum dile gelir, korkuyorum. Aklımın sınırları yetmiyor zamanın yıkıcılığına. Bir kere daha, avuçlarımla düzelttiğim toprağın bahçesinde kayboldum. Oysa ellerimle ekmiştim her bir fidanı. Büyüttüğüm ağaçların dallarına çağırdım kuşları, çiçeklerini suladım; her gece ve her sabah ki yeşile durduk gün be gün... 
Sonra bir gece, sesini dinlediğim kuşlarımın ötüşünü duymaz oldum. Başka bir ağaç, kalabalık bir orman bulmuşlardı belli ki. Varlığımın bakiliğinden belki, o gece çok ses ettim ama ötmedi. Gitmişti... Derin bir çukur kazıp, neyim var, neyim yok içine attım. Duymamak için kulaklarımı kestim önce, görmemek için gözümü oydum, ellerimi kesip, hissetmeyeyim istedim kımıldayan ne varsa. Boylu boyunca uzandım. 
Burada, bu bahçe içerisinde öleceğim; kanım, ağaçlarımın köküne işleyecek dedim içimden. Birden bire, yapraklarını döktü üzerime dallar... 
Anladım ki ağaç bendim, açan çiçekte.. 
şimdi çatlamış toprağın üzerindeki bedenim yok olurken, yeşilin yerini kuru bir griye bırakacağını bildim, gülümseyip kapattım gözlerimi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder