7 Mayıs 2017 Pazar

sayıklamalar

'yeter' diye bağırmak istiyorum.

sözünüze, ilginize, sevginize, iyiliğinize, tüm bunları yaparken ezip geçen halinize yeter... şu lanet, şu 'kusulası' hayata çekildim ve kendi sözümü bile söyleyemiyorum öyle mi? korkumdan 'şuraya gideceğim' dahi diyemiyorum öyle mi? ben böyle olmalıymışım öyle mi? ah ne güzel! avrupa'da, herkesin olmak istediği, fıldır fıldır kaçmaya çalıştığı o ülkeden ben çıkıp gelmişim. eh, hakkını yemeyelim, arkamda dağlardan dağ biri var. herşeyimi halletmiş. biletim kesilmiş, yolum çizilmiş. sözüm çizilmiş, adımlarımın sınırları çizilmiş. sağ olsun herkes... bıraksanız ve şurada ölme hakkımı kullansam ha?

akya'da son zamanlar bana iyi gelen bir kaç demi aldı elimden. sana da ayrı teşekkürler sevgili akya! okuduğunu biliyorum, sevginin hakkı değildir karşındaki insana her sözü, her uyarıyı yapmak, ama yapıyoruz işte. sevince tokat atma hakkımız doğuyor. seviyoruz, düşünüyoruz ya, herşey bizim dilimize uygundur, haktır. niye? çünkü karşılık beklemeden hissetmişmişiz....

kursağımda kaldı yutmaya çalıştığım hissim, sevinebilirsin. 

onu da susturabildin. her yazdığımı bir yargıç gibi önüme getiren, despot bir ebeveyn gibi sürekli 'doğru yol' gösterme çaban içimdeki hissi susturdu. sevinebilirsin. tanrım değil sevdiğim adam, ama elbette sevmenin, gülümsemenin hakkıdır onun için yere serilmek. ayıpta değildir. yani değil mi ki, 'tahir olmakta ayıp değildir, zöhre olmakta' bildiğim tek şey bu... 
unutmadan, ne çaresiz, ne muhtaç bir kadınım. bak, istediğim için tanrım ettiğim bir suretse hissime karşılık gelen, ben istediğimden vardı. muhtaçlığımdan, acizliğimden değil... 
yani, feministlerde pekâlâ bokunu çıkartarak sevebilir bırakta kimin ne kadar sürede ne kadar hissedeceğine kişi karar versin. karşımda bütün erkek halinle durup, tanrılarıma sövme hakkını elinden alıyorum!

arz ederim!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder