29 Nisan 2017 Cumartesi

''Onu görmekle sevmek aynı şeydi..'' *


Yaşadıklarım ne ki, yaşanan bunca acının, kahrın, ah'ın gölgesinde. Geldim... Geçer mi diye sordum. Geçer elbet dedi içimdeki suskunluk. Hem hangi ah, hangi acı kendini sonsuza dek taşımış? En büyük acıların tanıkları bile lâl etmişken dilini. Konuşmak çare değil çoğu zaman. Susmakta bir eyleyiştir. Sarılmakta. Bakmakta. Geçtiği sokaktan, sırf o geçti diye geçmekte. Sırf yağmura yakalandı diye, yağmura yakalanmakta. Üstü başı toprak kokarken, çırılçıplak yatırmakta bedenini tozlu yollara...

Geldim... Kalbimin ağrısını omzuma yük edip, en başa döndüm. Beni ben yapan Kürdistan'a... İçimden düşen duyguları toplamaya başladım sokak aralarından. Ne yani, çok mu abartıyorum? Kimene? Yani bir ölüme eş değil mi bir duygunun yitimi? Sevgi'de, aşk'ta yaşayan, nefes alan, büyüyen bir duygu işte. Biterken, bu dünyadan ebediyen uzağa itilmiş soğuk bir beden gibi gömüyor insan. Başlarken, yeni doğmuş bir çocuğun çığlığını atıyor dünyaya.. 

Gittim... İyi de oldu, tuttum yasımı, gömdüm ölülerimi. 
Sonra, yükleyip sırtıma umudumu düştüm yollara. Yüz sürmedim yeni yüzlere, ses vermedim beni çağıran seslere. Bir deniz kıyısı bulup oturdum çoğu zaman. Boş bir masa bulup barda, kalabalığı izledim. Herşey hayatın olağan seyrinde gidiyordu. 

Geldi...

Geceydi. Kuşlar, çığlıkları ile uyandırmaya başlamıştı artık beni. Doğrusu, kuşların ötüşünü duyuyordum artık. Sabah olunca, kahkasına dokunup, güzelliğine secd ediyordum. Gece olunca, kıvrılıp yatıyordum baş ucunda. Birbirimizden bihaberdik esasen. Korkuların içinde, sevmek denilen o güzel duygunun merdivenlerini çıkıyordum. Dilime getirmeye korkuyordum. İlk kez dilime kolaylıkla gelmiyordu seviyorum demek. Hoşumada gidiyordu bu durum. Sakindik. Sevmek sözü yerini, özleme bırakmıştı. Bunu söylemek daha kolaydı belki. Ama aynı zamanda, anlamını bilen için zordu. Çünkü özlem, içinde sevgiyi sıkıca tutan bir sözdü. Bende öyle yaptım ve tuttum sıkıca. Her gece, bir öncekinden daha yoğunken, dilime gelmiş sözcükleri terbiye etmek bana düştü. Ağzımın içinde, korkunç bir gürültü kopartıyorken sözcükler, zaman dedim. 

Orada, sözcüklerimi aşka gebe bırakan bir kahkaha durmadan yaklaşıyor bana. Hissediyorum, çünkü seslendi bana. O var... O varken, ne yapabilirim beklemekten başka... Yorulmadan, sıkılmadan, birgün hissetmek için avucunu avucumda ve tenimde tenini, beklemekten başka ne yapabilirim. 

Beklemeli, 
aşk ile...

Tanrı beni korusun!
Tanrı kalbimi korusun!
Tanrı aklımı korusun!
ve Tanrısı en çok onu korusun...

Kırılmadan, yorulmadan, durmadan aksın diye yatağında ki, sularımız karışabilsin birbirine
...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder