5 Şubat 2012 Pazar

Ölülerimizin özgürlük halesi aydınlatıyor karanlığı...

Komkujiya Roboskê

                             


Kolonyal bölünmüşlüğün ‘Irak’ ile ‘Türkiye’ diye kodlanan arazisi arasında kıvrılan bir patika… Keçi yolunun her iki tarafında da “kaçakçı” diye katillerine ferman yazılmış büyük – küçük adamlar, kendi toprakları üzerinde gizlice, üzerlerini örten gökyüzü karası altında karanın sessizliği içinde ve sessizliğin sinsi cellatlarının menzilinde yürüyorlar… Yanlarında umutlarını yükledikleri katırlar…
‘Sınır’ demişse de adına birileri, açlığın sınırı Lozan’ın sınırını tanımıyor… Yol aynı, göğün karası aynı, aynı küçük adamların ikiye bölüşülmek, ikiye ayrılmak, ikiye yarılmak istenmiş dağlarının yolu…
Geceyi, küçücük bedenleri ile hayata direnen küçük adamların, genç delikanlıların hayalleri süslüyor. Herbirinin halesinde bir yığın hayal ışıtıyor geceyi… O küçük adamlar, katil manşetlerin uğursuzluğuna konu olan “ kaçakçılar” ışıtıp yolu Kürdistan’ı yürüyorlar…
İnsanlığın aklında, hafızasında hep öyle kalacaktı vicdansız tiradlar: “35 kaçakçı operasyon kazası” sonucu hayatını kaybetti… 35 anne yüreğinin çırpıntısını tesbit eden Heronların verdiği koordinatları bombalamıştı süper teknoloji ürünü uçaklar… Başbakan ‘genelkurmay başkanını kutluyordu’…
Başbakan’ın ‘Kürt milletvekilim, benim Kürt bakanımı’ Kerbela ‘zalimi’ Hüseyin zatı, operasyon kazası sonrasında annelere gözyaşlarını silmeleri için selpak parası tahsis edeceklerini ifade ediyordu büyük insanlığın karşısında… Ve başbakanının jöleli kalemleri sıçıyordu ardından: ‘’devlet kaçakçı ailelerinin zararını tanzim edecek!’’

Operasyon kazası dediği şey nasıl oluyordu ki Kerbela ‘hırlısı’ Hüseyin’in? İnsanların yasal bombalamalarda ölmesi – özür özürlü, somut açıklama yapma engelli katillerin kaval sesi duyulurken – nasıl da olağan sayılmaya başlıyordu. ‘Aziz milletimizin yüzde ellisinin reyine ihsas’ bu katliam devletin şanındandı? Ne de olsa gerisi ‘sen PeKaKa’ya terörist diyebiliyor musun’ sorusuna cevap veremiyordu! ‘Aziz miletimizin yüzde bilmem kaçının’ faşistimizi devletin bahçesinde havlıyordu: ‘Devletimiz gereğini yaptı!’ General Chemical ‘üstün hizmet gazı’ almış semirtiyordu! Ordu millet elele idi, halklarımız kardeş idi, gerisi kaleş!

Aklım almıyor! Kelime kelimeye takılıyor, biri diğeriyle yarışıyor, matem yüreğime akmaya başlarken, ağzıma, boğazıma, genizime, kanıma, hücreme, alyuvarıma; küfür, öfke, şiddet, wahşet doluyor… Elime kaza bulaşıyor!

“Operasyon Kazası” sonucu hayatı katledilen Otuzbeş Kürt çocuğu Kürtlerin sağ kalanları tarafından yanyana, boyboya defnedildi. Anaları hergün yanyana dövünsünler diye mezarları, tıpkı öldükleri zamanda olduğu gibi başbaşa kazıldı. Otuzbeş çocuğumuzun mezarı Lozan sınırının tam üstüne kazıldı.
Govendê Dağı, bu kaçıncı toplu cinayet gördüğün? Halay çeker gibi Qîlaban’ın göğsünde yanyana sıralanmış bu tanrıya uzanan zirvelerin aşkına! Kaçıncı katliam bu? Habil’in Kabil’i katlettiği bu arzın kiri adına! Daha kaç lanetli ölüm katarı basacak ‘’kaçakçılarımızın’’ kervanını?

Bu dağlar, dağ yolları, patikalar… Kürdün kendi ülkesinde geçeceği, soluklanacağı her yer kimyasallar ve bombalarla parçalanıyor. Irak’tan Türkiye’ye geçen kaçakçılar yıllardır katır sırtlarında taşıdıkları yaşamlarını tehlikeye atarak hayatta kalmaya çalışıyor. Şanslı olanlar o iki ülke arasındaki lanet olası kıvrımlı, karlı ve bitmek bilmeyen mayın tuzaklarından kurtuluyor, kimileri kol veya bacağını bırakıp, canını kurtarmasına şükrediyor!

Aslında bütün bu katliamların planları ta 1923 yılından beri yapılmıştı! Kürtlerin başlarını dik tutması, devletin zulmüne başkaldırması ‘Atatürk’ün ikincisini’ rahatsız etmişti. Özgürlük halayına girmiş Kürtler, adalet ve kalkınma çarkına çomak sokarak her şeyi alt üst ediyordu. Büyük bir kaza ile susturulmalıydılar!
Akademinin polisi “terörle mücadelede enerjimizin % 90’nını 12-25 yaş için harcamalıyız” diyordu ya Qîlaban’da tam isabet olmuştu, topluca katledilenlerin 19’u, 12 ila 15 yaş arasında idi ve diğerlerinin de polis akademisi yaşı tam tutuyordu! Qîlaban’daki toplu infazın hemen sonrasında Amed sokaklarında da silahsız 2 tane 12-25 yaş arası genç Kürt direnişçi ‘diyalogçu ve sohbetçi’ özel tiplerin kafaya sıkılan kurşunları ile katledilmişti!

Peki ne oluyor?
Benim pek bir küçük olduğum için yaşamadığım ama bize ‘’doksanlar’’ diye anlatılan o kanlı filmin daha sterilini mi yaşıyoruz? Sokak infazları, toplu mezarlar, toplu cinayetler… ‘Aziz milletimizin’ yüzde ellisinin iktidarı’ daha mı temiz?
Hayır! Hayır! Hayır!
Gece oluyor… Karanlık çöküyor… Kaldırım taşları yerinden oynuyor… Gecede, havada iğrenç bir elma kokusu da yayılsa, ölülerimizin özgürlük halesi aydınlatıyor karanlığı…

Diyeceğim o ki; "özgürlüğün ortasında boğulmak, kıyısında yaşamaktan iyidir" ve biz özgürlüğün ortasında boğulmayı, kenarında yaşamaya yeğ bir ülkenin çocuklarıyız.

Omêdiya Tîja Sodir

*Rojevakurdistan
*A-Med News Agency
www.ajansamed.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder