27 Kasım 2011 Pazar

“Benimde toplu mezarlarım var, seviyorum deyip öldürdüklerimle dolu. Git yoksa senide severim…"


“Benimde toplu mezarlarım var, seviyorum deyip öldürdüklerimle dolu.
Git yoksa senide severim…
Senide…” *

Günü içip sarhoş olan gecenin şerefine…

Üç yaprak, üç rüzgar ve üç mevsimin karışımı şimdi burada hava. Üç mevsim bir güne nasıl sığar deme. Deme işte, oluyormuş!
Geceye çöken hüzünler anlatıyor nasıl olduğunu.

Pencereler örtmüyor sokağın kirli gürültüsünü. Saat ilerledikçe çöken karanlık, her şeyden biraz götürüyor.Işıktan, sesten, suretlerden ve gölgelerden geriye tüyleri dökülmüş bir-iki uyuz köpek havlaması kalıyor.

Evlerine yetişme telaşındaki insanlar arasından hızlıca sıyrılıyor bedenin ve ahşap doğramalı evinin kapısında duruyorsun. Eskisi kadar heyecan vermiyor kapının kilidini açmak. Her seferinde, bir başkası açardı sana…
Şimdi, yalnızsın ve tükenmiş…
Daha ilk anda yüzüne çarpan havasız kokuya aldırmadan bir sigara yakıp çöküyorsun koltuğuna. Gün içinde olanlardan aklının bir köşesinde kalanlarla geceyi bitireceksin. Nemli çarşaflara sarılıp uyumaya başladığında, son sevişmenin sıcak ter kokusunu alacaksın. Ne acı…

Dizlerinin üstüne çöküp gitmemesi için yalvardığın kadın gelecek gözlerinin önüne. Her gidiş üzüyordu ya seni, bu bambaşka acıtmıştı yüreğini. Ne vakit bunca yol yürüdünüz ikinizde bilmedi. Aşk deyip geçtiniz…

Her şeye bir kılıf bulan sen, bu gidiş içinde eski örtülerden bir şeyler kesip biçiyordun. Uzanıp saatlerce tavandaki boşluğu seyrediyor ara ara yatağının kenarında duran çekmeceye bakıp düşüncelere dalıyordun…
Yatağının kenarında uzunca baktığın çekmecenin içindekileri senden başka kimse bilmiyordu.

Sevdiğin bütün kadınlara benzer işkenceleri uygulamıştın. Saçlarını kesip avuçlarına koymalarını istemiştin.Saçlarını kesip avuçlarına koyacaklarken, avuçlarında bırakıp terk etmiştin… Geri dönüp bulacağını sandığın bütün yarım bıraktıkların gibi bunu da bulamamıştın. İlk rüzgarda savrulmuştu arta kalan saç telleri…

“Sevmek nedir? ” diye sorduğumda hep özgürleşmek diyordun. Oysa bütün sevdaları kendine köle yapmış olan sen kendi özgürlüğün adına darmadağın ediyordun yaşamları. Küçücük dokunuşların ve sıcacık soluğun ile gezinirken bedenlerinde, her bir noktasına zaferini taçlandırırcasına çizikler atıp gidiyordun. Yıkmak senin zaferin oluyordu.

Oysa “pişman olacaksın!” dediğimde “asla” demiştin. Eskiler derdi ya “ büyük lokma ye ama büyük söz söyleme…”
Kızma ama acıyorum şu haline…

Gözlerin yuvasında kaybolmuş. Rengininse hiçbir mevsimde karşılığı yok. Hatırlıyor musun bilmiyorum. Anneni bir kış günü terk edip giden babana ne çok sövüyordun. Annen memesinde bitmiş olan sütünü emzirip avutuyorken seni, bütün acılarını yüzünün derin kıvrımlarına gizliyordu. O zamanlar hiçbir kadını kırmayacağına dair söz vermiştin.
Çocuktun, inanmıştık sana…

Çekmeceyi aç ve biriktirdiğin saçlara bak. Bir gün, her bir telin seni sona götüreceğini söylemiştim. Düşen gözyaşları toprağın feryadı olup ve düştükleri yerde yeşermemişti çimenleri. Söylemiştim sana, kadınlar hiçbir varlığa benzemez. İncitme…

Bak dediğim oluyor… Dizlerinin arasına koyduğun başını kaldırıp oda’ya bakamıyorsun bile. Duyduğun en ufak seste irkiliyorsun. Avuçlarından alırken saçlarını “hiç gitmeyeceğim” dediğin kadınlar geliyor aklına.
En çokta o…

Çekmeceyi açıp saçlarını avucuna alıyorsun, birde köşesine iliştirdiği gözlerini…
Ne büyük bir cinayet işlemiştin oysa…Şimdi vicdanın ile baş başa kaldın. Koca bir intihar süsü verilecek ölümüne.
Oysa sende biliyorsun ki umudun en büyük katiliydin!
Birazdan bu ürperten karanlığa sahip odanın bir köşesinde kesilecek soluğun ve hüzünlü haber manşetleri yapılacak ölümünün çaresiz yalnızlığına. Seni tanımayan birkaç mahalle sakini gelecek cesedini kaldırmaya ve uğurlarken gözyaşı dökecekler ardından.

Bir başına sona eren yaşamının koca bir hiç olduğunu bilmeyecekler.
Ve bilmeyecekler saçlarını, düşlerini, umutlarını katlettiğin kadınların seni asla affetmeyeceğini...

En çokta onun..

[Omêdîa Tîja Sodır …]

*Uğur Gülmez ‘den alıntı bir eylül sözü…

1 yorum: